Mucizeden Tehlikeye: ''Televizyon''

06.04.2016 23:46:25
221
OKUNMA
İbrahim Ateş
Antalya / Muratpaşa
Akdeniz Üniversitesi

"Dikkat! Dikkat! Dallas dizisinde Ceyar'ı baldızı Kristin vurdu…”

 

TARİHÇE

 

İskoç mucit John Logie Baird televizyonu icat eden kişidir. Henüz 12 yaşındayken evlerine elektrik hattı kurmuş, ayrıca arkadaşlarıyla telefon görüşmelerine olanak sağlayan telefon santrali yapmış olan Baird, uzun yıllar üzerinde çalıştıktan sonra, 1925 yılında ilk hareketli görüntü aktarımını başarmıştır. O dönemde radyo yayınları yapan BBC ile anlaşmış, 1929 yılında önce bölgesel yayınlar, daha sonra da Londra ve New York gibi şehirlerde daha kapsamlı yayınlar yapılmaya başlanmıştır.

 

TELEVİZYON HABERLERİYLE GELEN TEHLİKE

 

Kitle iletişim araçlarının en yaygını olan ve evlerimizin en seçkin köşesini ayırdığımız televizyon bazı durumlarda tehlikeli bir makineye dönüşebiliyor. Televizyon sayesinde yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada olup bitenlerden çok çabuk haberdar oluyoruz. Ancak, bu 20.yüzyıl icadının insanoğluna sağladığı olanaklar kadar, görünmez tehlikeleri de içinde barındırdığı su götürmez bir gerçek. Şiddet, felaket, kaza, ölüm konulu haberlerin dramatik şekilde verilmelerinde olduğu gibi.

 

Gündelik yaşam içinde zaten fazlasıyla strese maruz kalan ve akşam güvende hissedeceği evine dönen kişi, televizyonda haberleri izlemek istediğinde travmatik görüntüler ve dramatik sunumlarla karşı karşıya kalabiliyor.Ölümlü trafik kazaları, fiziksel şiddet içeren görüntüler, insanların yaşadıkları acılar, aşırı dramatize edilmiş felaketler en sık maruz kalınan haberler. Aslında, ruhsal yönden değerlendirildiğinde, televizyonda bir haberin içeriği değil, o haberin veriliş şekli önemlidir. Örneğin, trafik kazası sonucu insanların yaşamlarını yitirmeleri bir gerçekliktir ve bu tür olaylardan insanların haberdar edilmeleri hem doğaldır, hem gereklidir. Ancak, kaza yerinin ve yaşamını yitiren insanların kanlı görüntülerinin verilmesi, “iki kişi hayatını kaybetti” yerine “iki kişi feci şekilde can verdi” şeklinde haberin dramatize edilerek sunulması insanların ruh sağlığını tehdit eden yaklaşımlardır. Ölümlü bir kazanın, yaralanma ile sonuçlanan bir kavganın görüntülerinin tekrar tekrar verilmesi insanların yinelenen travmaya maruz kalması ile sonuçlanır. Diğer taraftan, bir kişinin diğerine uyguladığı fiziksel şiddetin insanlara izletilmesi, fiziksel şiddet uygulamanın daha doğal algılanmasına ve şiddet uygulayan kişinin model alınmasına neden olabilir.

 

ÇOCUKLAR, ÇİZGİ FİLMLER VE GARFIELD

 

Bu konudan en çok etkilenenlerse kuşkusuz çocuklardır. Aileler bazen çocuklarının televizyondaki görüntüleri izlediklerini farkında bile değildirler. Çoğunlukla da, çocukların izlediklerini erişkinlerden daha farklı anlamlandırdıklarını gözden kaçırırlar. Oysa ki, çocuk ruhu etkilenmeye çok daha açıktır; travmatik görüntüler, dramatik söylemler çocuğun ruhsal dünyasında kalıcı izler bırakır. Çocuk-televizyon etkileşiminde kuşkusuz en önemli konu çizgi filmlerin çocuk üzerindeki etkileridir. Çizgi filmler karikatürize yapıtlar olmaları nedeniyle çocukların geniş ve güçlü hayal güçlerine hitap ederek onların ilgi odağı durumuna gelirler. Tom ve Jerry, Temel Reis, Atom Karınca, Red Kit, He-Man, Pokemon, Superman, Örümcek Adam, Donald Duck, Garfield ilk akla gelenler. Bazı çizgi filmler çocuklara olumsuz örnek oldukları ve şiddet davranışını özendirdikleri gerekçeleriyle olumsuz eleştirilere maruz kalırlar. Örneğin, Superman ya da He-Man’in bir sorunun çözümünde şiddete başvurmak zorunda kalması (elbette filmde bu şiddet davranışını makul ve gerekli kılacak zemin önceden hazırlanır) eleştiriye çok açıktır. Keşke kahramanlarımız daha çok zekalarını ya da yaratıcılıklarını kullanarak güçlüklerin üstesinden gelebilselerdi. Diğer taraftan, bu çizgi filmlerin insanın doğasında varolan saldırganlık dürtülerinin doyuma ulaştırılmasını sağlayarak çocuk ruhuna olumlu katkılar sağlayabileceği de dikkate alınmalıdır. Bu gerçekten derinlikle ele alınması gereken bir konudur. Garfield sonradan tanıştığım bir çizgi karakterdir. Garfield’ın izlediğim bir filmi öyle ustalıkla kotarılmıştı ki; felsefi göndermelerle dolu bu yapıtı hayranlıkla izledikten sonra önünde saygıyla eğildiğimi itiraf etmeliyim.

 

EDİLGENLİK KONUSU VE DALLAS

 

İnsanlar televizyon karşısında edilgen konumdadırlar. Genellikle, kendilerine ne sunulursa onu izlerler, seçim yapma şansları oldukça azdır. Televizyon kanallarının sayısının artmasının bu sorunu çözmediğini görürüz, çünkü farklı kanallarda aynı saatlerde benzer programlar vardır. Bu sorun ancak ve ancak insanların hangi programları izleyeceklerine önceden karar vererek, o saatler dışında televizyonlarını kapalı tutmaları ile çözülebilir.

 

Televizyon öncesi dönemde ortaya atılan bir iddia da düşündürücü: “Gün gelecek bir kutu çıkacak, herkes ona bakacak. İnsanların sohbetleri, muhabbetleri kalmayacak, o kutu insanları esir alacak.” Bir başka edilgenlik örneği de, 80’li yılların efsane dizisi Dallas’ın gösterimde olduğu saatlerde hırsızlık olaylarında patlama yaşanmasıdır: Halk trans halindedir.

 

Televizyonun insanları ne kadar derinden etkilediğinin en akılda kalıcı örneklerinden birisi de, Dallas dizisinde JR’ı kimin vurduğu tartışılırken Gölcük Belediyesi’nin hoparlörlerle "Dikkat! Dikkat! Dallas dizisinde Ceyar'ı baldızı Kristin vurdu. Vatandaşlarımızın dikkatine sunulur." anonsu yaparak halkı bilgilendirmesidir.

 

SONUÇ

 

İnsanların hem kendi hem de çocuklarının ruh sağlığını koruyabilmeleri için, başta şiddet ağırlıklı haberler olmak üzere, televizyon programları ile ilişkilerini gözden geçirmeleri ve yeniden düzenlemeleri gün geçtikçe kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmektedir.

 

 

 Dr İbrahim Ateş

 Psikiyatri Uzmanı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İÇERİKLER


YORUMLAR